lailaheillallah!!!!

27/11/2009
 
fatih abi diyorum şule den çıkan milyon birinciyi getirsen...
hızlı çalışır şeyda kırtasiye kitap bir hafta içinde elimde oluyor...borç kabara dursun yeni bir kitaba sahip olmanın heyecanı sarıyor beni...

                        
                         ***
ona soruyorlar:
cevher çeçenlerin kaç generali var?
cevher gülüyor: 
-her çeçen bir generaldir!
inanmazsanız gidin, bulduğunuz ilk çeçene"sen general misin?"diye sorun.o zaman anlarsınız.evet her çeçen generaldir;ben sadece MİLYON BİRİNCİYİM!
                         ***        
cevherin şair ve ressam eşi alla dudaev tarafından kaleme alınan bir kitap milyon birinci.
eşsiz bir uslup,yaşanmış bir kalem.
çeçenistan gerçeği yazarın gözleri önünden kağıda akıyor... alışılmışın dışında savaşın baskının ve direnişin insana neler yaşattığını hissediyorsunuz...

yazılar kan kokuyor,ihanet,zulum,zorba...
ayrıca merhamet,rahmet,cihat,direniş,yiğitlik,cesaret...

bir anda çeçen yapıyor yazar sizi, ürperiyorsunuz.
kanınız donuyor yer yer.bir bomba patlamasından oluşan çukuru odanızın ortasında hissediyor kurtulmak için çırpınıyorsunuz adeta...

bir solukta bitiriyorum çeçenlere olan hayranlığım artıyor ve zafere olan inancım istemeye dirilişe...
gökyüzüne ulaşıyor bakışlarım.
gülümsüyorum.

kitap güncelliğini korumasın isterdim ama gazeteler öyle söylemiyor 99yılında başlayan ikinci çeçenistan işgali iki hafta içerisinde on sivili katletmiş...
adam kaçırma öldürme rehin alma olayları son yıllarda artmış üstelik...
-tabi bu rakamlar bilinen ve görülen gerçeküstü güçler tarafından basına sızdırıldığı doğrultuda böyle!!!-

kalbim sıkışıyor!!!

notcuk: alıntılarla bitirmeyi düşündüğüm yazının altına kitaptan tek satır işleyemeyişimin nedeni  hangisini yazsam diye şaşırıp kalışımdır...en iyisi okuyup kendi alıntılarınızı çıkartın siz sonra konuşalım:)

t...

sinema

26/11/2009

televizyondaki dizilerin baya lığından yerlere yapıştığı günümüz de insan sormadan edemiyor iyi de ne yapacağız abiciğim...?

sanata hayır mı? olur mu öyle şey şimdi...

yine son zamanlarda yapılmaya çalışan televizyon ıslahı çerçevesindeki programlar belli başlı izleyici kesiminin üstüne çıkamadığından gözle görülür bir fayda sağlamış değiliz halk olarak...

halk olarak...

halka rağmen halkçılığa ısrarla yapışıyorum ben de...
her neyse...

mevzu bu değil. mevzu bahis sinemaysa  gerisi teferruattır...
sinema ülkemiz tarafından bir çok alanda olduğu gibi boş bırakılıp üzerine dişe dokunur bir şeyler katılmayan yerlerde bir sanat halini almış durumda.

off anam off!!!

neden mi...?
çünkü;
bizde sinemaya kız arkadaşınla korku filmi izlemeye gidilir ancak sokakta babasından dolayı duyduğun korkuyu filmle daha işe yarar hale getirebilirsin mesela ohh!
yada bir değişiklik yapmak için hayatında, hangi film gündemdeyse...
sonra gülmek için salonu çatlatırcasına...
para kazanmak için sanat yapan filmkesicilerin cebini okşamak için...
havan olsun diye...
sosyal aktivite...
hobilerim falan filan...
arkadaşlarla bir ortam olsun film bahane muhabbet şahane...

İYİ DE SANATSAL KAYGI? FİLMDEKİ MESAJ?
...
???
böyle mi olacaktı...
"böyle olmamalıydı!"

sözün özü ellerimizden kaçmadan kısa keselim 
bir yönetmen bin sanat:



ANDREY TARKOVSKY
!!!
 "sanıldığının aksine sanatın işlevsel amacı, düşünceyi teşvik etmek, yada bir düşünceyi iletmek yada bir örnek oluşturmak değildir.hayır,sanatın amacı daha çok insanı ölüme hazırlamak, onu iç dünyasının en gizli köşesinden vurmaktır."
 
 der abimiz...



iyi seyirler olsun;
t...




sizin de düşleriniz var mı hocam?

24/11/2009





bir gün de nurhanla bir kitapçıdayız.
birden nurhanın gözlerini belli bir noktaya dikmiş,dalgın dalgın baktığını farkettim.
baktığı yere baktım,bir yazı asılıydı.

"tünelin ucunda görünen ışık,
üzerinize doğru gelen trenin farı olabilir"


hakan albayrak demişken mehmet efeyi de anmadan geçemedim...gençliğin ilmihalini tefsir eden,büyük yürekli abimiz...

mızraksız ilmihal, yazıldığı vakitten itibaren bir çok talihsizliğe uğramış..matbaa köşelerinde gün yüzüne çıkacağı günü beklemiş basılmış kitaplar...bir taşa tutmadıkları kalmış mehmet efeyi ön yargılı vatandaşın,kitaba mızraksız ilmihal dediği için...çoğu, sırf adından dolayı merak edipte almış kitabı...

irfan ve nurhan...bütün gençlik birer irfan ve nurhan değil mi aslında...onların çelişkileri,heyecanları,umutları,buruklukları hepimizin yaşanmışlıklarını anlatmıyor mu biraz da...irfanın okuduğu kitapları şimdi de bizler okumuyor muyuz..?..okudukça kafayı üşütme kıyılarında dolanmıyor muyuz deli deli...

her genç kızın sırdaşı olan bir günlüğü yok mu özgürce herşeyini anlatabildiği,nurhanınki gibi...

ve sonra hepimizin bir yüreği, yüreğinde bir...

burdan sonrasını kelam etmeye gerek yok...elimden gelse bütün kitabı yazmayı isterdim buraya...bir kaç satırla yetinelim en azından..

...
ismail,konuyu saptırıyor:
"yani bize füze lazım mı?biz füze imal etmeli miyiz?islam toplumunda nükleer silahlar,atom bombası filan;silah fabrikaları olur mu?"

"elbette "diyor halil.
"islam devletini başka türlü nasıl koruruz.atom bombası da yapmalıyızı,silah fabrikası da."

ben dayanamayıp araya giriyorum.
"sonra aramızdan cenneti fazla özlemiş biri çıkığp,şu kafir toplumu yok edeyim diyerek düğmelere basıverir.
bize insanların ölüsü değil,dirisi lazım arkadaşlar...ille de bir şey yapacaksanız,sığınaklar yapın,bombalar değil..."

susuyorlar..iyice uçtu bu irfan diye düşünüyorlar belki de...

oysa ne uçması?durmadan kendi kuyuma batıyorum.her geçen gün biraz daha derine...kuyunun ağzında....


.....

mehmet efenin mızraksız ilmihalden başka iki kitabı daha var..."hiç birşeye katılmıyorum hiçbirşeye" ve "buradayız"...on yıl öncesinde türkiyenin siyasi ve güncel konulardaki kritik gerçeklerini anlatıyor denemelerinde...ve ne yazık ki bilinmiyor okunmuyor bu kitaplar...oysa o yazılarından dolayı mehmet efe de hakan abimiz gibi ağır ceza mahkemesinde yargılanmış...
tehlikeli adamlar bunlar birileri için,yazdıkları söyledikleri işlerine gelir cinsten değil...allah evvela yüreklerini sonra kelimelerini daim korusun...

mehmet efe'den bi alıntıyla noktamızı koyalım..



şeytan uygarlığının ait olunmaya değer herşeyini kuşatan çemberini kıracağız!kıracak;kendimizle tarihimizle,birbirimizle yeniden tanışacak ve bütünleşeceğiz.
ancak biz!
benimle birlikte dua etmenizi diliyorum.
tut bizi Allahım!

 

19 temmuz 2008

ısparta

 

e.



krallar hep çıplaktı

24/11/2009






"fondaki şarkı bitti yavrum
pilotun apandisti patladı
uçak düşüyor
ve birlikte ölmek kulağa hoş gelsede
ben atlamayı tercih ediyorum
olur ya denize düşerim
bir gemi geçer"

hakan albayrak

sıcak iliklerime yapışmaya çalışırken zorla, okuduğum kitabı koyup bi köşeye aldım eski dergileri,başladım rastgele karıştırmaya...dergahın 155. sayısı...orta sayfada hakan albayrak ile söyleşi...

ilk tanıdığımda nasıl heyecanlandırmıştı beni hakan albayrak...çok değil iki yıl önce gerçek hayatla tanımıştım..hayran kalmıştım ondaki enerjiye umuda sahiciliğe...kitap postasında 'yazmakla' ilgili bi yazısını tekrar tekrar okumuştum...abimiz yazı uğruna okulu terketmişti lise birden..söyleşide anlatıyor...sabahları istiklal marşı törenine geç kalanları disipline göndereceğini söylemiş okul müdürü...abimiz bir kış sabahı burnu kanayarak uyanınca,evden geç çıkabilmiş...zamanında gidebilmek için okula,dik yokuşları koşa koşa çıkmış...burnu tekrar kanamış sonra...bir an durup düşünmüş...'okuldaki bu zulme niye katlanıyorum ki..ben yazar olmak istiyorum ve okulun bana bu konuda hiç bir yararı yok.'...böylece okulu bırakmış....sonrası bir çok dergide ve gazetede çıkan yazılar...ve kitaplar...altı aylık hapis cezasını da unutamayız elbet...

röportajı okuyunca duramadım yerimde, kalktım kitabını aldım elime...hakan albayrak kitabı...ilk baskısı 1993de çıkmış...abimizin şiirleri ve denemeleri var kitapta...böyle kitapları okumalıyız,okutmalıyız,dağıtmalıyız,hediye etmeliyiz diye düşünüyorum...genciz,heyecanlıyız,kanımız deli...yüreğine tercüman olan duygularla tanıştıkça daha da heyecanlanmaz mı insan...?...ben mi abartıyorum yoksa...(?)..

karamsar olmak kolay,sürekli sorunları konuşmak çözüm değil..humeyni,ömer muhtar,malcolm,metin bizim gibi iki gözü iki kulağı olan insanlardı...heyecanlarını öldürmediler sadece,yaşama şahit olmayı unutmadılar...yüreklerindeki yangını söndürmek için değil alevlendirmek için dua ettiler hep...

kabede aşk diye dua eden mecnunu tefsir etmek zor iş...hele leyla olup gecelere bürünmek...

ne alakası var şimdi...(?)...

hakan albayrak...

iyi ki varsın...

 

19 ağustos 2008 ısparta

 

e.


...

23/11/2009


"Mazgirt Tersemek nahiyesinin halkı doğranmakta...
 Merhamet sahiplerinden biri, birle on yaşı arasında 20 kadar çocuğu alıp bir derenin içine saklamıştır. Çocukların öldürülmeleri emri veriliyor. En katı yürekliler bile, böyle müdafaasız mâsumlara silâh kullanamayacaklarını söylemeye mecbur kalıyorlar. Tecrübe birkaç defa akamete uğruyor ve hayli sıkıntı mevzuu oluyor. Nihayet karanlık suratlı bir adam bulunuyor ve bir dere içinde titreşe titreşe bekleyen 20 mâsumun işi bitiriliyor."

“Yıl malum yıl./ Herkesin unutmaya çalıştığı yıl./ Ağlayacak anaların da öldürüldüğü yıl./…/ Hikâyemiz, o günlerde Dersim diye bilinen Tunceli'nin Hozat kazasının bir köyünün 1 kilometre ötesinde, biri ağanın konağı diğeri evi ve bir de taş ahırın olduğu mezrada geçer. / Hava kurşun gibi ağırdır. / Sabahın köründe ve o lanet ayazında dağ taş asker dolar. Erkekler ile kadın ve çocuklar ayrılır. / Çavuş, kadınlara karşı gayet kibardır. / Hatta kendilerine çay yapılmasına izin verirler. Çay içilirken komutana bir emir

gelir ve bir süre, "Bu emirden emin misiniz" sorusunun yanıtı beklenir. Emir doğrudur ve kesindir, tekrarlanır ve bir daha tekrarlatılmaması için uyarılır komutan. / Askerler çaylarını bırakır, çatılmış tüfekler alınır, tüm kadın ve çocukların konağa girmesi istenir. İstenmez, emredilir. / Az önce çay veren kadının yediği dipçik, yeteri kadar açıktır. / Erkekler zaten yoktur. Ve kendilerinden birkaç saattir haber alınmamaktadır. / Konağın şömineli odası 30, bilemediniz 40 kişi alır. Çoluk çocuk 100'e yakın insan eve zorla sokulur. Artık çocuklar ağlamaktadır. Odanın içinde herkes bağırmakta, kendilerini içeri iten askere lanetler yağdırmaktadır. /…/ O gün, o lanet gün o odadakiler bilmez ki, kasabanın dibine kadar yürütülen erkekler dere kenarında kurşunlanmıştır. Ve elbette bilmezler ki, o gün binlerce insan sadece ve sadece Kürt-Alevi olduğu için öldürülecektir. Ve bilmezler ki, birkaç dakika içinde onların da sonu bellidir…” (Yavuz Semerci, Gazete Habertürk, 20 Kasım 2009)

« Önceki ::


Blogcu ile yapıldı